9 Eylül 2011 - 19:30

Bismillah Kesinlikle abartmıyoruz. Bölgemiz bir yangın yerine çevrilme tehlikesiyle karşı karşıya. Ellerinde benzin, kapımızda bekliyor, batının uğursuz çocukları. Bu yangını çıkarmaya dair, önce psikolojik temelleri atmak gerekiyordu, attılar. Ezilen, çokça hırpalanan bu ülkenin yerlilerinin “top yekun” edilmesi gerekiyordu, edildi. Toplumu sürükleyecek, gerektiğinde çabucak bir kulvarda tutacak “irade”nin buna “öncülük” etmesi gerekiyordu, ediyor.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Sizi bilmem ama ben son on yılı önüme koyduğumda ülkemize bu pencereden bakıyorum. İçinde, yönetim kademesinde samimi insanlar olabilir ancak ABD ve İsrail ile 50 yıldır “stratejik” bağı olan bir ülkede öyle akşamdan sabaha Kasımpaşalılığa yer yoktur kanımca.

Eğer yapılıyorsa Kasımpaşalılık… İşin bir yerinde mutlaka “icazet” de söz konusudur.

Böyle bir algıdan memnun muyuz? Kesinlikle hayır. Bilakis, bazı şeyleri yazarken zorlanmıyor da değiliz…

Ancak, “çağımıza not düşme” diye bir şeyin varlığından da haberdarsak eğer, bunu ifade etmemiz de gerekir elbet.

Ne de heyecanlanmıştık değil mi… Kendimiz ve bölgemiz adına “makûs talihimizin” değişimini yaşıyor sanmıştık daha birkaç yıl öncesinde...

Vizeler kalktığında kahraman edilenler şimdi ne haldedir baksanıza.

Tayyip Erdoğan, Kaddafi’nin boynuna taktığı nişanı şimdi ne yaptı bilenimiz var mı?

Veya “One minute!” ile Yahudi lobisinden alınan ve dünyada ender insanlara verildiği bilgisi basına sızdırılan “nişan” arasında, sağlıklı bir bilinç ne hale düşer bunu kimse sorgulayabildi mi?

Elbette hayır!

Daha yenilerde… Bu son seçimlerde, yüzde elli oy alınan dönemlere bakın hele. Gazeteciler neredeyse “izin alarak” soru soruyorlardı.

Şimdi de durum o değil mi? Özgürce tartışma elbette “balta” ile olmamalı. Ama olmalı da değil mi? “Acaba usta ne der” korkusu var mı yok mu?

İçeride zaten olmayan/olamayan CHP ve MHP’nin sadece amblemlerinin yaşamasına izin vermekle kaldılar. Buna dair ciddi bir proje yürütüldü. Ülkede “alternatifsizlik” denen bir durum yarattılar.

Dışarıda ise… Hazırlığı “müthiş” olarak tabir edilecek şekilde, yönetim ve halkların gündemine kondular. Bu dönem yıllar sonra açıklanabilecek “gizli bilgiler/belgeler” sonrasında daha da iyi okunacak. Eminim o zaman özellikle İngiliz emperyalizmi noktasında daha da “şaşkın” olacağız. Malumunuz; İngiliz emperyalizminin en büyük özelliği “algıları iç içe geçirerek” işini yürütmesidir. O sistemde, olayları düz mantıkla sorgulamak neredeyse hiç mümkün değildir. Her şey, ama her şey, iç içedir…

Şimdi coğrafyamızda “İngiliz tarzı emperyalizm işgalinin” izlerine rastlıyoruz.

Bölgede işe, İran’ın bölge halkları üzerindeki psikolojik üstünlüğünü tırmalayarak başladılar.

İlk önce Ürdün Kralı’nın ağzından: “İran bölgede “Şii hilali” çizmeye çalışıyor…” dedirttiler.

Türkmenistan’da Türkiye’nin varlığı Hanefi hilali değilken, Irak’ta İran’ın varlığı “Şii hilali” oldu.

Yazıktır ki ABD’nin işgaline hala bir ad konulmuş değil. Ya da İngiltere’nin Irak talanını hiç duyuyor musunuz?

Biri komşu; tarihi, kültürel, inançsal bağı var… Ona, “niye buradasın” diyen ise, iki kıta öteden gelen…

Ya da ne bileyim, “İran niye Irak’ta?” sorusunu soranlar, Tayyip Erdoğan’ın “Suriye bizim iç meselemiz.” Sözünü hiç duymuyorlarsa “burada bir iş var” demez misiniz?

Hatırlanacaktır!

“Mezopotamya bölgesi” olarak da anılan Irak, Saddam döneminin o zulmane günlerinde dahi bu denli kan ve gözyaşına tanık olmamıştı.

Sabah bir Cami’ye koydukları bombayı, ajanslara sunduklarında; “Irak’ta Şii Camii bombalandı” diyorlardı.

Aynı günün akşamı koydukları bomba ise; “Sünni Camii’nde katliam!” olarak servis ediliyordu BBC ve CNN tarafından…

Halkların bilinciyle oynuyorlardı. Tabirler, tanımlar, sıfatlar… Hepsi onların istediği gibi kullanılıyordu.

Bu hal, kaybettiğimiz milyonlarca insanımızın acısından da daha büyük bir acıdır.

Geldiğimiz noktada durumumuza baksanıza! Açın bu ülkenin gazetelerini, İslamcı internet sitelerini, buna ait yüzlerce örnekle karşılaşacaksınızdır. “İran Şii’dir, Esed Nusayri’dir…”

Yani bizden değildir, yani aramızda bir fark vardır, yani “öteki”dir.

Peki kim söylüyor, veya söyletiyor?

Komünist parti mi, MHP veya CHP mi? Elbette bunlar değil… Bunların “halk”lılığını darmadağın etmediler mi?

Maalesef söyleyenler AKP ile psikolojik üstünlükle tanışan bu ülkenin İslami rengi ağır basan kesimleridir.

“Suriye konusunda şimdi ABD ile aynı saftasınız” desek; ağzımızı yırtarlar.

Ama öyle değil midir? En insaflı söylemle süreç hızla o yöne doğru işlemiyor mu?

İran Elçiliği ile İsrail Elçiliği bunlar tarafından bir tutulmakta şimdi.

Hahamlarla, Ayetullahlar bir yazının konusu edilmekte…

Ahmedinejad ve Nasrullah’a “açık mektup” yazanlar mı ararsınız, yoksa Şam’daki Hizbullah mensuplarının katliama(!) gidişlerinin “belge(!)”sini yayınlayanları mı?

Direniş ne de çabuk tu ka ka edilmek isteniyor, görmüyor musunuz?

Bunu yapanlar ise tabiri caiz ise “damardan” çalışanlar…

İran’ı severdik ama, İmam Humeyni’den sonra “ulusallaştı” kardeşim…

Hizbullah Direniş ehlidir ancak İran’la çok sıkı fıkı…

Zaten İran; Suriye, Hizbullah, Hamas ile kendi bekası adına ilişki kurmuş…

İran; Irak’ta mezhep savaşının körüklenmesine yol açacak stratejiler uyguluyor.

İşte bu ve buna benzer “tamam, ama” kelimelerinin çokça kullanıldığı yazılardan yığınla bulabilirsiniz şimdilerde…

Peki, neler oluyor? 30 yıllık, yerin altında ve üstünde binlerce “dünya değiştiren ve/veya yaşayan” şehidler tarlasına sahip “Direniş cepheleri” üzerinde kurulan bu tuzak ne anlama gelmektedir.

Acizane anladığım şu: Bedenlerden ziyade vicdanların üzerinde bir operasyona tanık olmaktayız.

Bir savaş ki; toz bulutu yaratarak, hedef kitleyi birbirine kırdırma projesi…

En acısı ise “dine, karşı din”i kullanmak…

O yüzden kendimizi ve bölgemizi “basiret” penceresinden okumamız gerektiğine inanıyorum.

MUHAMMED AK